Blograzzi, Blog Ödülleri, Blog Konferansı, Bloglama, Blogxxx, Blogyyy gibi bir ton blog girişimiyle beraber bloglarda reklamcılık daha bir artar oldu.
Bununla beraber, boş işlerle uğraşanların sayısının arttığını üzüntüyle görüyorum. Eskiden beri RSS ile takip ettiğim blogların anasayfalarına bir uğradığımda Reklam Verin tarzında linkler ve reklam almak için yerine getirilmesi gereken tam bir sayfalık (!) bir yazı ile karşılaşıyorum. Bir tanesi ise, ayda 1500 YTL istiyor! Hatta fiyatlara KDV dahil değildir diyenler vs var, fatura kesiyorlarmış gibi!
Blog yazmaktan maddi bir kazanç beklendiğinde amacından sapıyor, aptal bir uğraş haline geliyor. Oysa tamamen manevi bir dönüşüm bekleyerek yazdığınızda, yani her şeyi içinize sinecek şekilde yapıp gereksiz yazı ve uygulamalardan kaçındığınızda, yazmak için yazmadığınızda blogunuz belli bir kaliteye ulaşıyor ve reklam vermek isteyenler kendiliğinden ortaya çıkıyor. Ben de aynı bu şekilde, anca bir aylık host ücretini karşılayacak kadar mütevazi bir ücretle reklam aldım.
Reklam konusunda yüksek ücretler talep eden arkadaşlara ise diyeceğim şudur ki; kendinizi komik duruma düşürmeyin. Öyle “reklam verin” sayfaları hazırlamakla reklam kazanamazsınız ama antipati kazanabilirsiniz. Bırakın reklam size kendiliğinden gelsin ve geldiğinde konuşun ücreti. Önceden ücret belirlemek niye yani? 1300 YTL verseler reklam almayacak mısınız yani? İlle 1500 mü olmalı? Güldürmeyin. İlle belirleyeceksiniz de gerçekten alt limitlerinize inmeye çalışın. 100 YTL yazın mesala. Eminim ki 100 YTL ‘yi kabul edecek tiplersiniz.
Bu konuda blog yazarlarının biraz daha olgunlaşması, memleketin gerçeklerini görmesi, kendilerini ve kendi sınırlarını fark etmeleri, abaküs kullanmaları gerekiyor.
Etiketler: blog reklamları, bloga reklam vermek, bloglar ve anormal reklam ücretleri, bloglarda reklam

Can Dündar’ın Yakamdaki Yüzler kitabın okudum bitirdim dün gece. Kitap, Dündar’ın tanıdığı, vefat etmiş, ünlü simalarla olan anılarını yazdığı kısa yazıların derlendiği bir kitap. Her yazı ölümden bahsettiği ve bir öncekine fazlaca benzediğinden bazen sıkıcı ve kasvetli olabiliyor. Bir de adı geçen her kişiyi tanımamak anlama problemlerine yol açıyor.
Ecevit, Yavuz Çetin, Zeki Müren, Kemal Sunal, Attila İlhan gibi isimlerle ilgili yazıları beğendim en çok. Kısa sürede okunabilecek, güzel, ölümü, hayatın boşluğunu, gelip geçiciliğini hatırlatan bir haftasonu kitabı. Tavsiye ederim.

Etiketler: attila ilhan, bulent ecevit, can dundar, imge yayınları, kemal sunal, yakamdaki yüzler, yavuz cetin, zeki müren

Sagopa Kajmer‘in K.İ.T.S adlı albümünü az önce dinledim, bitirdim. Güzel bir albüm olmuş. Tarzı yine aynı. Daha bir tasavvufa yönelmiş sanki. Yakında inzivaya falan çekilecek diye tırsıyorum. Beyaban‘ı çok sevdim özellikle.
Albümün kapak resmi de çok hoş. Bir hayli manidar. Kuzuyu parçalayan kurtlar, akan kan nehri…
Güzel bir albüm olmuş. Orjinalini en kısa zamanda edineceğim.
Etiketler: beyaban, k.i.t.s, kötü insanları tanıma senesi, sagopa kajmer
Geziden döndükten sonra dersleri iyice saldım. Fakat gezi psikolojik olarak bana çok iyi geldi. Yaradı yani :) İki haftayı geçmesine rağmen hala motivasyonumu toplayamadım. Ders çalışamıyorum.
Gündemden, haberlerden uzağım. Gazetelere çok nadir, internetten bakıyorum. Arada bir de Yılmaz Özdil ‘in köşesine uğruyorum. Hep aynı tantanalar.
Can Dündar ‘ın Yakamdaki Yüzler adlı kitabına başladım. Ne güzel adamın her ünlüyle bir anısı var. Yazar olmak güzel bir şey olsa gerek.
Yazar dedim de hiç bir şey yazamıyorum. Eskiden güzel yazılar yazardım. Yazı yazmasam bile bir iki mısra şiir döktürürdüm. Boşaltırdım içimi. Şimdi hiç içimden gelmiyor. Günlük bile tutmuyorum ne zamandır.
Blogla da ilgilendiğim söylenemez pek. Yeni sürüm falan çıkmış, yükseltmedim. Alan adımın süresi bu ayın sonunda doluyor. Yenilemek lazım ama param yok. Beklesin bir süre.
Son bir haftadır okul çıkışlarında basketbol oynuyoruz. Güneşin alnında baya bir pişiyoruz. Gölge olmuyor ne yazık ki pek. Çok yorgunum, vücudum inanılmaz ham. Bacaklarım ağrıyor deli gibi. Yazın sağlam bir spor programı uygulamam lazım zira önümüzdeki yıl ÖSS varken iyice hamlaşır, korkunç bir şey olurum.
Dersaneye yeni dönem için kayıt oldum. Gitti 2300 ytl. Bari biraz kasıp kazansam da ziyan olmasa şu paralar. Acıyorum vallahi.
Öyle işte. Hadi eyvallah.
Etiketler: basketbol, can dundar, Günlük, hayat koşuşturması, yakamdaki yüzler
Tesadüf müdür bilinmez ama Lost bu aralar Türkiye ve Türkçe ile çok sıkı fıkı :) Önce Sawyer ‘ı oynayan Josh Holloway Türkiye’ye gelip Beyaz Show’a katıldı şimdi de dizinin 4. sezonun en son oynayan bölümü olan 9. bölümünde Benjamin Linus karakteri Türkçe konuştu:
Etiketler: benjamin linus, lost, sawyer